ArGe Nedir? Nasıl Yapılmalıdır?
Makaleler
Zafer GEMİCİ tarafından yazıldı   
Hızla değişen dünyamızda zengin ülkelerle fakir ülkeler arasındaki farklar giderek artmaktadır.. Teknolojiyi elinde bulunduran ve böylelikle gelişmiş bir sanayiye sahip olan bu ülkeler, üçüncü dünya ülkelerini giderek kendilerine daha fazla bağımlı hale getirmektedir.  ülkemizin bu gelişmiş ülkeler sınıfında yer alabilmesi için de teknoloji geliştirmeye, yenilikçi ürünler üretmeye şiddetle ihtiyacı vardır. Ancak politika ve stratejilerimizi bu yönde geliştirmeye başladığımız zaman, ülkemizin içerisinde bulunduğu sosyal, kültürel ve ekonomik koşulları da iyileştirmek yolunda bir adım atmış oluruz.

Türkiye’nin gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmesi ve ekonomik olarak tam bağımsız bir ülke olabilmesinin yolu AR-GE’den geçmektedir. Sadece tüketen değil aynı zamanda üreten bir toplum olabilmek ve bu anlamda farklılaşabilmek için  AR-GE’ye dayalı ekonomi politikaları uygulanmalıdır. Bu nedenle de AR-GE yönetim stratejimizin bir parçası değil bizzat stratejimiz olmalıdır. AR-GE nedir?

AR-GE (Araştırma ve Geliştirme) kelimesi son zamanlarda sıkça kullanılmakla beraber herkes tarafından çok farklı yorumlanabilmektedir... Kimilerine göre AR-GE yeni bir ürün üretmekken, kimilerine göre salt bilimsel çalışmalar yapmaktır. Tanım olarak ise AR-GE, bilimsel ve teknik bilgi birikimini artırmak amacıyla, sistematik bir temele dayalı olarak yürütülen, yaratıcı çaba ve bu bilgi birikiminin yeni uygulamalarda kullanımıdır.

Gelişmiş sanayi ülkelerinin yer aldığı OECD’ye göre AR-GE üç farklı uygulamayı  bünyesinde barındırır;

Temel araştırma (basic research): Belirli, özgün bir uygulama veya kullanım düşünülmeden, kuramsal veya deneysel çalışmalarla olguların ve gözlemlenebilir durumların altında yatana ilişkin yeni bilgi edinmeye denir.

Uygulamalı araştırma (applied research): Uygulamalı araştırma da özgün bilgi üretmeye yöneliktir. Ana hedef olarak doğrudan özgün ve pratik bir amaç içerir.

Deneysel geliştirme: Araştırma ve/veya pratik deneyimden edinilmiş ve halen varolan bilginin üzerinde yükselen, ancak yeni materyaller, ürünler, devreler üretmeye; yeni süreçler, sistemler hizmetler oluşturmaya veya halen üretilmiş veya oluşturulmuş olanları büyük ölçüde iyileştirmeye yönelik sistemli çalışmalardır.

OECD, AR-GE’nin diğer faaliyetlerden ayırdedilmesinde şu tanımı getirmektedir: AR-GE faaliyetleri bilimsel veya teknolojik belirsizliğin olduğu durumlarla ilgili faaliyetlerdir.

Bazı AR-GE faaliyetlerinde hedef yeni bir ürün geliştirmek veya geliştirilmesine bilimsel altyapı sağlamaktır. AR-GE, mevcut bir ürünün daha etkin ve ucuz üretilmesi ya da hiç üretilmemiş ama ileride üretilmesi planlanan, pazarda öncüolmak amacıyla herhangi bir alanda araştırmaya kaynak ayırmaktır. AR-GE, özel çalışma gerektiren,  kamu, özel sektör ve üniversitelerde yapılabilen yine özel bir faaliyettir. AR-GE, adından da tam olarak anlaşıldığı gibi önce bir araştırma, henüz bulunmamışı bulma ve sonra da  bilgiyi veya bir ürünü geliştirme veya yenilemeyi içerir.

 

AR-GE’nin Önemi

Hayatımızın her aşamasında yer alan AR-GE çalışmaları doğrudan insan yaşamıyla ilgilidir. AR-GE, ülkelerin, toplumların mevcudiyetini ve yaşam kalitesini dert edinir. İsrail ve İrlanda gibi ülkeler AR-GE’ye verdikleri önem sonucu başarılı AR-GE politikaları geliştirmiş ve  toplumlarının refah seviyesini en az üç-dört kat arttırmayı başarmışlardır..

Dünyada yaşanan krizler incelendiğinde ortaya ilginç bir sonuç çıkmaktadır. AR-GE’nin krizlerden etkilenmeyip aksine kriz zamanlarında daha çok getiri sağlayan bir faaliyet alanı olduğu görülmektedir. Bu nedenle de AR-GE'nin verimsiz bir yatırım olduğu, harcanan kaynağın boşa gideceği zihniyeti mutlaka terkedilmelidir. AR-GE yatırımlarına harcanan paranın kısa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede çok daha fazlasıyla geri döndüğü artık herkesçe bilinen bir gerçektir..

Peki ama iyi bir AR-GE için neler yapmak gerekir?

Herşeyden önce "Bekleyelim, önce ekonomik istikrar sağlansın, daha sonra
AR-GE yaparız" yaklaşımı bir an önce terk edilmelidir.. Türkiye'nin ekonomik istikrara giden yolu AR-GE'den geçmektedir ve Türkiye'nin daha fazla beklemeye tahammülü yoktur.

Ancak öncelikli olarak AR-GE çalışmalarında ne durumda olduğumuzu bilmemiz gerekir. Bu konuda Türkiye ve dünyadaki bazı istatistikler bize fikir vermesi açısından önemlidir.. (ekte grafikler halinde sunulmuştur)

- Her onbin çalışan arasında araştırıcı sayısı Türkiye’de 11, Avrupa Birliği ülkelerinde 94 [4]

- Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içinde AR-GE’ye ayrılan pay Türkiye’de yüzde 0,67,  Avrupa Birliği’nde yüzde 1,92 [5]

- Milyon nüfus başına düşen yıllık bilimsel yayın sayısı Türkiye’de 41, Avrupa Birliği’nde 613 (2004 yılı)

- Avrupa Patent Ofisi’nden alınan milyon nüfus başına düşen yıllık patent sayısı Türkiye’de bire bile ulaşmazken Avrupa Birliği’nde 135 olarak görülmektedir.

Bu tablo ülkemizle Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki farkın azaltılması için gösterilmesi gereken çabanın boyutunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Öncelikli olarak AR-GE'ye bakış açımızı mutlaka değiştirmeliyiz.

AR-GE’ye dayalı tedarik, teknoloji tedariği, Teknoloji yönetimi ve AR-GE yönetimi konularında bilgi sahibi olan AR-GE liderleri yetiştirmeliyiz. AR-GE’yi araştırma ve yayın olmaktan çıkaracak yönetici kadrolara sahip olmalıyız. Burada en önemli nokta, elbetteki yetişmiş insan gücüdür. Ve unutulmamalıdır -ki AR-GE, doktoralı elemanlarla yapılır, yönetilir, ölçülür, izlenir ve değerlendirilir. AR-GE ile ilgili her kurumun doktoralı elemanlar istihdam etmesi gerekir. Bu şekilde konusuna hakim, teknolojinin geldiği son noktadan haberdar, araştırma ve geliştirme konularını bilen bir kadroya sahip olabiliriz. Bu şekilde keşfedilmişi keşfetmek için zaman ve para harcamayız. Bu şekilde derinlemesine problemleri irdeler, farklılıklar oluşturabilecek detayları yakalayabiliriz. Bu şekilde rekabet üstünlüğü olan yenilikçi ürünler üretebiliriz.

Her AR-GE çalışması mutlaka şu üç aşamayı içermelidir: ölçme, izleme ve değerlendirme. Bunu başarabilmek sistematik çalışmayla mümkündür. Bu nedenle proje bazlı çalışma gereklidir. Her çalışma bir proje olarak ele alınmalı, gerekirse alt projelere bölünerek yetkili kişilerce yönetilmelidir. Her projenin mutlak suretle bir müşterisi olmalıdır.

Sanayinin ihtiyacı olan teknolojik araştırma konuları doktora ve yüksek lisans tez konuları haline getirilebilmelidir. Bu şekilde üniversiteler de sistemin içerisine çekilir ve üniversitelerin salt araştırma içeren, ürüne dönüşmeyecek karakterdeki çalışmalarla meşgul olması engellenmiş olur. Böylelikle üniversitesanayi işbirliği kavramı da doğru amaca yöneltilmiş olur.

AR-GE, firmaların ve devletlerin en üst yöneticileri tarafından sahiplenilmesi gereken bir kavramdır. Ancak bu şekilde toplumsal farkındalık ve AR-GE bilinci oluşturulabilir.

Gelecekte varolmak için bugünden tezi yok gerek devlet olarak gerek kurum olarak gerekse birey olarak AR-GE’ye gereken ehemmiyeti vermeliyiz. Unutmamamız gerekir ki; Ancak Teknolojisini Kendisi Geliştiren Ülkeler Bağımsızdır.

 

 

Referansalar:

1-   C. Freeman, “New technology and catching up”, The europen journal of development research, 1989

2-   Türkiye 2. Bilişim şurası ARGE çalışma raporu, 2002

3-   S. Kara, “İnovasyonun önemi teknoloji ve girişimci finansmanı”, 2002

4-   N. Yetiş, “Bilim ve Teknoloji ve Ulusal Rekabet Gücü”, TÜSİAD Yükseköğretim, Bilim ve Teknolojide Yeni Yönelimler Semineri, 2004

5-   TÜİK Haber Bülteni, “2003 ve 2004 yılları araştırma ve geliştirme faaliyetleri araştırması”, Sayı 129, Ağustos 2006